bir yaz günü tuna

askerden geldiğimin ertesi bir yıl kadar orda burda sürtmüş bedeninden başka sermayesi olmayan biri olarak kaba saba inşaat işlerinde kazma kürek yırtınmış didinmiş on liraya it kırpıp yirmi liraya sabun alıp elini yıkar olmuştum baktım iki yakamın bir araya geleceği yok dışarı gidenlerin iyi para kazandıklarını duymuş bir gün böyle bir ilanla karşılaşmıştım soğuktan dudakları çatlamış kutup ayılarının rehabilitesi ve topluma kazandırılması işiydi bu ve boyum uzun olduğundan benim bu işi yapacağıma kanaat getirip olumlu karşıladılar şu şu evrakları hazırla getir dediler zağten pasaportum vardı oda ayrı hikaye alamanyaya gitme sevdasına çıkarmış bi köşede öyle duruyodu eş dost akrabayı çarparak biraz borç harç para edindim sağlık raporuydu şuydu buydu çıkardım gittim gafakaağdını istenen evrakı müvrakı verdim beklemeye başladım ceptel neyi yok o sıra şimdiki gibi ismetpaşada bi kiralık bekar evinde kalıyom ( şimdiki gibi) firmaya bilağderin teli verdim zırt pırt yengeye tel açıyom arayan soran varmı diye bir akşam gündüzleyin satın alıp bir bölümünü içtiğim sütün kalanıyla evvelsi günden yiyip bitirdiğim yoordun gabı dibindeki yourt kırıntılarıyla sütü mayaladım uykuya yatacam kapıyı neyi tıkırdatmadan çat kapı içeri biri girdi - haymanalı ramazan diye biri kalıyomu burda diye sordu - yok öyle biri dedim - yaaa boyacı ramazan görsen tanın uzun boylu zayıııf - yok öyle biri dedim bu içeri şöyle bi baktı kolaçan etti gitti içimden haymanalı ramazanınıda senideeee. dedim kapıyı dayakladım yattım 30-40 dakka geçti geçmedi gözlerim ağırlaştı uyudum uyuyacam arası bir tıkırtı duydum baktım o deminki pencerede ... camın üstünkörü dıştan çakılmış çivilerini sökmeye çalışıyor camın çivisi dıştan çakılı olurmu demeyin bu ismetpaşa denen bekarların yatıp kalktığı yerde bu bile lüküs çoğunun camı bile yok kontraplak teneke çuval allah ne verdiyse gayrı onuda bulamazlarsa az bi hamurunan gaste yada çimento kağdını yapıştırırlar oraya dul garı pençiresi gibi oda az bi rüzgar esince pof diye yırtılır - kim la o daş atan ? diye dışarı çıkarlar halbuki ne taş atan var nede bişey ..
birde yattığım yeri tasvir edeyim yüksek müsağdenizle şimdi orta yerde el ayak baş çamaşır bulaşık yıkamaktan başka su doldurmak gibi işlevleri olan bir açık alan mapusanesi çeşmesi bu çeşmenin etrafındada irili ufaklı odalar bu odalardan biri de benim odam kapıyı açıp sola dönünce duvarın dibindeki kanepeye boylu boyunca uzanmış kımlıdadığına bakılırsa henüz ölmemiş olan canlı kadavrada benim...boyum duvara uzun geldiğinden az ayaklarımı kösüp yatıyom ayak dibimde pencere pencerenin sağında çiviye asılı döküntü ceketim ceketin içindede akşamdan dinleyip yan cebe bıraktığım soni volkmenim iç cepte cüzdan içinde kimliğim az türk param akrabalardan çarptığım yol harcırahım alt üst param kefen param 100 dolarım var çeşmenin üstünde gece boyunca yanan lambadan ben dışarı bunu görüyomda bu içeri göremiyo arada bi ellerini cama yaslayıp benim uyanıp uyanmadığıma bakıyo içeri kolaçan ediyo..
şimdi birden fırlasam kanepe altındaki demir küsküyü alsam ayakkabımı giyip karanlık odada ışığın yerini bulup kapının sürgüyü açsam dışarı çıkıp çullansam ohhooo kırkız o zaman değin tüyer gider
sabırla beklesem camı açsa bu.. ceketi alırkan ok gibi fırlasam golunu gıvırıversem ya işinin ehliyse birden çekiverse ceketi sıvıştığı bir olsa ben naaparım nerelere giderim akrabalardan hangisi kaldı aaz eğmediğim hangisinden istiyebilirim ııh o da olmaz..
birden fırladım - ulan senin anavradını dedim yalınayak gapıya goştum açana kadar bile bunun merdiven aşşağ indiği ben inene kadarda sokağa çıkıp vınladığı bir oldu patırtıya diğer bekarlar çıktı ekserii çorumlu olurlar bunlar gurbete çıkarken hanımlarına -gı garı biz alamanyaya gidiyok allaasmarladık derler yorgan simit angaraya inerler bunların alamanyası buradır .. bi gün bi turist merak etmiş bunları ne böyle diye yanındaki tercüman efendim onlar paraşütçü sırtlarındaki yorganı göstererek yakında bir paraşütçü birliği varda demiş.. gine bunlarla ilgili anlatılan hikaaye bunlardan biri müthiş peklik çekiyormuş doktora gitmiş doktor buna ilaç inne neyi yazıyo müshil neyi veriyo ııh .. kar etmiyo işte incirdi kayısıydı pekmez iç süt iç bal ye doğal diyet öneriyo ııh en son doktor yavrum sen nerelisin deyince bu çorumluyum diyo söylesene be evladım diyo uğraştırıyon bizi diyo uzan bakiyim şuraya diye bunu yüzüstü yatağa yatırıyo eline bi gazma sapı alıyo çaat çaat çorumlunun gaba etlerine vuruyo en son git yavrum helaaya bir daha dene diyor çorumlu gidiyor hayret sular seller gibi çıkıyo helaağdan - vallaa toktur bey ellerinize sağlık çok iyi geldi yanlız anlamadım neyim varmış diyo doktor buna - yavrum çimento kağıdıyla taharet ede ede taş bağlamış beton tutmuş diyo
şimdi yaaa. gerçektende bunlar ilkokulu bitiri bitimez bir köylüsü ustanın yanına çırak yazılır yorgan simit doğru angaraya ulus amele durağına sıvacıydı harç kar tuğlacıya harç ver harca çimento kireç kar ömrü billah ömürleri ameleliğinen geçer burda ismetpaşada yatar kalkarlar
- iki vuraydın ağzına dediler - yetişemedim dedim - ayşamınan bizim gapıyada geldi la kimise o bebesi haymanalılar kalıyomu diye sorduydu geç saat omuyku? dediler - o banada sorma bahanesi içeri kolaçan etti dedim - neyse giçmiş olsun dediler
camın baktım tek iki çivi kalmıştı onuda alsa tamam söktüğü çivileri pervaza bırakmış dıştan çivi çakmanın ne faydası olursa( esaasen pencere ters konmuş dandik uydurma asırlık bir pencere oraya oturtuluvermiş camın girdiği oyma yuvada dışta kalıyo)tekrar yerlerine çaktım yaa sabır deyip içeri girip kapıyı dayakladım vurdum kafayı yattım 2 saat neyi geçti sinirler gergin uyuyamıyom gece işte 2 -2 30 sıraları tam gine kendimden geçmişken bir tıkırtı oldu cama baktım yok bişey az beş on dakka geçti tık tık tıkırt diye ses geliyo odanın içinde günlerdir canımı yakan bir fağre varda onunda tıkırtı mıkırtı yapacağı konum yok her bir şeyi duvara asmışım ekmeği çayı şekeri ( o şekerin birinin paketi daha yeni açmıştım iki santimlik kesik yerden içine girmiş izi var koskoca paketi atmıştım çöpe yemek masası olarak kullandığım peynir tenekesinin üstüne kapalı limon sandığına nası çıktıysa birde abdesini bozmuştu paketin içinde) hep duvara asıyodum yanlız bu gün yoğurt tenceremi yemek masamın üstüne bırakmıştım hayret kışlık montumun fermuarlı iki yanını mont ortasına oturtduğum tencerenin sağına soluna yaslamış boyun kısmını kapağa doğru örtmüş sert yünden olan mont doğrulup kalmasın diye kollarınıda yakanın üstüne örtüvermiştimde ((iyi yoğurt elde etme için el dayanacak sıcağa gelen süte yourt ilave edilir mayalanır kapak kapatılıp bez çaputlan neyi sarılır mayalanma için gerekli ısının uzun süre muhafaza edilmesi sağlanır ) tık tık ... tıkıııırt. bu gece bana uyku haram .. velaahavle çekip kalktım ışığı yaktım acaba acaba tahta döşemenin altındanmı davul çalıyo bu yoksa yoksa ne tuhaf kolun biri düşmüş a a a kapakda ters duruyo ben böylemi kapatmıştım ...acaba acaba .. tık tık tıkırt ...sesin geldiği yere aanında gözlerim odaklandığında montun üste kalan kollarından birinin bile altdan iteklenen kapağın etkisiyle oynadığını gördüm hemen duvarda çöp kovası görevi gören alışverişlerden artan boş büyükçe şeffafımsı bi poşeti kaptım tencereyi poşete koydum kapağın bir köşeye bastırmamla öteki köşe aralandı ocağın batmaya beleki şunun ayaklara neyi bi bak guyrug muyrug yoorda belenmişde çıkamıyoda bu tencereye atladığıyla kapak bunun ağırlıkla ekseni etrafında dönüp üstüne kapanıvermiş artık monttanmı tırmandı yoksa limon sandığına zıplıyan çıkan tencereyemi giremez her nasılsa girmişse kapak dönerkende kolun birini dışarı yan yatırmış tencereyi az eymemle bu pat diye bi hamle yaptı poşetin içine düştü poşetin yarısını boştaki elimle sıkıp bunu tencereden ayırıp öte tarafta bırakıp tencereyi dışarı aldım kanepenin altındaki volkmen adaptörünün voltajı 12 ye çıkardım prize taktım fişi poşet içinde incitmemeye özen gösterdiğim fağreye - korkma seni öldürmüyecem ceza vericem dedim ( yaaa... şimdi .. gerçektende rahmetli yakubun alinin bostana bi kaç cingan bebesi giriyo ... eveli cinganlar şimdiki gibi altlarında son model arabalar nevresim halı kilim satmaz böyle ellerinde galbur gasnak çarşaf yazma atarabalarıyla gelir harman yerine çadır kurarlar atları bağlarlar erkekler gab gacak galaylar gadınlar köye gider işte evlerden piriç buğday arpa ekmek toplarlar satabilirlerse elek sakız maşa sacağ, incik boncuk satarlar bu mazaağrat bebeleride bağ bahçe bostanda muzurluk ederdi bu yakubun alinin bostandaki bebeler karpuzları ham alaçakır diye oyup oyup atarken o sıra eşşeği ile çapaya gelen yakubunali bunları görüyo az zayıfca bi cingan bebesini govalaya govalaya yakalıyo - bebeye diyoki - korkma seni dövmeyecem ceza vericem diyo yerden iki taane ağırından taş alıyo bebenin sırtına sarıyo eğer diyo bi gaçmaya neyi galk aha tüfekde burda vururum diyo bostanı çapalamaya başlıyo bi ara bebe ağlamıya başlıyo yakubun ali - noooldu la ne ağlan diyo bebeye bebede - daşın biri düşdüüüü üüüühüühhüüü üüüü diye ağlamaya devam ediyo yakubun alide
- La nemben naapdumun bebesi yirde daşın kökümü kesildi la eylen ben sana iki dene daha goyum o düşen daşın yirine diyo ağırından iki daş daha yüklüyo bunun sırtına .. neden sonra kaçıp kurtulan bebeler harman yerine varıp bebenin babasına haber veriyorlar durumu bebenin baba geliyo cingan mingan oda bi baba nihayetinde yola çıkarken - şartolsun bende onu vurmazsam şaayet bebeye bişey neyi yapacak olusa diye çıkmış geliyo yakubun alinin elinden yalvarıp yakarıp bebeyi alıyo yolda hani vuracaadın la hakkı niye vurmadın diyor bizim köylüler ( eveli bizim yörenin belli başlı cinganı olur onlar bizi biz onları tanırdık kapılarımız bacalarımız açık olur cinganlar kapıya tak tak vurur müsaade almadan girmez bizim büyüklerimiz onlar girerken ayağa kalkar - ooo buyur buyuuur nergis hanim ayşe gadun derler isimce bilir yer gösterir hürmet gösterirlerdi hak hukuk vardı saygı vardı şimdi nerdeee kapıları kilitliyorlarda kiliti kırıp damdan inekleri koyunları tarladan su motorlarını götürüyorlar diyarbakır mardinden gelme kırkız çeteleri) bu cingan hakkı - la aağlar şartolsun vuracaağdımda benimki tek gırma onunku dolma çifteydi bide atar vuramazsam o beni mıhlar diye atamadım diyo ( eveli harman yeri kalkınca bizim köy ve civar köylüler birbirini vurur yaralar bıçaklar kış boşluğunu hapiste geçirirler sıcak bir koğuş sıcak çorba tavandan sarkan alegtirig ışığı medeniyetle tanışırlar bahara doğru cezaları dolup ayrılırken yatak yorganlarını götürmezler gardiyanlarla vedalaşıp güze doğru aynı yeri ayırmaları için onların eline üç beş kuruş sıkıştırır helalleşir öyle ayrılırlardı ).....
vallaa bilemedim fağre sana ceza verecem dememdenmi alındı heyecandan kalp krizimi geçirdi o kadar hassas tuttuğum nefes alması için delik açtığım poşette avcumun içinde bir kaç saniye titreme nöbeti geçirdi sonra gözleri ışıladı hareketsiz kalıverdi numaramı yapıyo diye bir iki salladım mulladım ııh ... oh ne güzel ne yiyecek bulma telaşı ne köşede yolunu bekleyen kedi ne tahtakurusu nede ben... her şey bitmiş oyunun son perdesi gözleri kapanmıştı onu poşete özenle sardım poşetle birlikte yoğurt tenceresine koyup ayrı kara bir poşetle güzelce tencereyi bağlayıp ( eğer poşete koymasam gece çöpleri karıştırıcılar o üç kuruşluk tencereyi alıp hurdacıya satma uğruna onu mezarındada rahat bırakmazdı) sokağa çöp varillerinin yanına varıp onu yavaşça birinin içine sessiz sedasız yerleştirdim son görevimi yerine getirmenin huzuruyla tekrar eve vardım ne zaman uyumuşsam uyumuşum uyandığımda bir rüyanın son karelerini görüyordum oda şöyle bir şeydi bu vakitten 4 ay kadar önce illegal yollardan yonanisdana geçiş yapmıştım burda ayrıntı detayına girme istemiyorum da o günün şartları öyle gerektiriyordu
seddenin başlangıcıyla izinle girilen çeltik tarlalarını ergene çayını geçmiş güvenlik bölgesindeki bir tarafta türkçe yunanistan cumhuriyeti sınırı öte tarafında ingilizce ve yunanca türk sınırı yazılı tabela bitiminde iz tarlasına vurmuş meriç kıyısına gelince sigarayı karanlıkta ışığı görülmesinide önemsemeyerek boyu insansızlıktan iki metreye çıkmış hardal otları arasında yakmış şurda son cigara içişim diye tüttürürken içimdende - ulan yağrin köyünüze gittiğinizdede sınırdan guş uçurtmadık diye ammada böbürlenirsiniz haa diye kıs kıs gülmüş elbiselerimi bi kaç günlük yiyeceğimi sigaralarımı neyin poşete kokutmasın diye ayakkabılarımıda ayrı bir poşete koymuş ağızlarını bağlamıştım genişliğine bakıp fazla derin olmaz diye düşündüğüm meric nehrinin kiremitci salih köyü ayağından hemde türk askeri birliğinin 50 metre solundan girdiğimde aylardan nisan olmasına rağmen su buz gibiydi 3-5 metre gitmemle karnıma iki adım taa atınca göğsüme gelen su 7-8 metre sonra boyun hizama gelince akıntı beni güp diye yatırmış yavaşça ayaklarımı şapurdatıp poşetli ellerimle gurbağlama yüğzmeye başlamıştım ve daha 100 120 metre lik karşı kıyıya çıkana değin akıntı beni 400 metre kadar ipsala istikametine sürüklemiş kıyıya vardığımda yunan birliğinin tam kucağına çıkmıştım çam ağaçlarının dibinde oturmak için ahşap masalar sıralar vardı arkasında askeri birliğin kamuflaja boyanmış binaları barakaları kulelerdeki projektörlerden fışkıran ışık hüzmesi türk tarafından tcdd treninin geçtiği demiryolu köprüsünü aydınlatıyordu ( tcdd selanik ekspresi sirkeciden aldığı yolcuyu iksantiye kadar götürüp bırakıyor dönüşte selanikten gelen vagonları bizim şimendifere takıp gerisin geri uzunköprüye bırakıyordu ) ben ne olup olmadığını bilmediğim akıntı aşşağı ipsala tarafından değil gece karanlıkta takip edeceğim demir yolu tarafından gitmeye mecburdum dişlerim takırdaya takırdaya elbiselerimi ayakkabılarımı giydim başımın ıslaklığıyla elbiselerim az ıslandı tir tir titriyom soğuktan daha ısınamadım ağaçların arasından pısa pısa sürüne sürüne ilerledim bir yolun karşısına geçtim ( haalaa birliğin içindeyim) ha şimdi çıktı yonan nöbetçisi devriyesi ha çıkacak dilini dişinide anlamam - la durun teslim oluyom desemde annesinin hatırını soruyom zanneder vurur zağten bize sınırda jandarmaykan öğretilen önce vur sonra dur çekersin olmuştu yolun garşısına geçmemle çam ağacıda bitti gölgesinden yararlanacağım ama projektör hüzme alanındanda yol kenarındaki yüksek toprak yığınını geçmemle kurtulmuştum ( karanlıkta bu yığın nesi niye bir sıra halinde gidiyo diye düşünmemiş düşünecek vaktimde yoktu ne olursa olsun deyip dalmıştım ) ve hafif ayışığında biraz ilerileri seçebiliyom önüm dümdüz şu saatden sonrada yonan gavuru bana dur çeksede durmam bi goşu goşar şerefimle haysiyetimle ölürüm yaa allah bismillaah mukadderat.... herşey gader gısmet.. ayaklarımın toprağa saplanmasından iz tarlası sandığım tarlanın bitiminde az ay ışığında tel örgüleri gördüm ve şaağyet onun dibindede nöbetçi yoksa( yüksek nöbetçi kulubelerinden birinin silüeti 200m kadar solumda, sağ yanımda köprünün aydınlanan ayağınca ışıldayan raylarda aşağı yukarı o mesafedeydi demriyolu köprü başlayım ağzında nöbetçi olur diye ikisinin ortalamasını alıyordum kalbim gürp gürp diye çarpa çarpa korkunun ecele faydası yok diye diye son 5-6 metreyide dümdüz yürüyerek telin altını sürünerek geçtiğimde bir rahat nefes almış ardıma baktığımda altından geçtiğimtele iliştirilmiş tabeladaki yunan alafbetesıyla yazılmış yazı üstünde şablonla basılmış tuhaf çizim bir asker kepi giymiş asker yüz silüeti tuhaf çizim asker tüfeği ve onun yanında büyükçe bir mayın patlama çizgi efektleri ... kendi vatandaşı bizim oyana geçse onu uyarıyoda bizimki bu yana geçince kendisine sığınıp teslim olmazsa komşu diri istemiyo anlaşılan zağten bu mayın muyun müslüman mahallesinde pek satılmaz ve gariptirki bunlara en çok basanda bizim çocuklardır güneydoğuda bağdatta kabilde dünyanın değişik yerlerinde her biri günyüzügörmemişmasumçocuklarderneğiorganizasyonu' na kayıtlı sayısız bizim çocuklar basa basa havaya savruldu bunlar daha sonra baharın çiğ tanesi olarak toprağa düşerler yeni kavgalarda biir ölür bin dirilirler.....
işte o gün rüyamda görüp aklımda kalan son karelerde bu asker silüetleri can bulmuş o tuhaf kepleri tuhaf tüfekleriyle sağa sola kurşun yağdırıyor anlaşılmaz şekilde bağırışıyorlardı hayırdır inşallah deyip kalktım abdala maalum olurmuş .. o gün akşamı zor ettim biladere telefon açtım bahar yengem çıktı
- laa muşdumu isderüüün ( müjdemi isterim anlamında) - dime gıı issahmı? (gerçektenmi sevgili yengeciğim doğrumu söylüyorsunuz anlamında yengemin şiiveyi zeklendiğim terimlerle)
hah hah haaaayy gıvandunmu? yaaa .. yaa.. ( kendine has bestek bestek gerekliş gereksiz gülme efekti ve evet anlamında yaa. yaa. sı) .. aradula bööön zabah irkenden buraya gelsün didüle ihi nireyse ben aağnamanda örüsgerlideymiş iih hih hih hiiiy ...
ertyesi gün sabah erkenden rüzgarlıya büroya gittim büronun önünden ben ve diğer kafile elemanları doluştuk taksilere öveçlerde ana firmanın önünde indik herkesin ismi okundu işlemleri yapılıp işçi bulmaya gidilecek benim isim yok neslihan hanım dediki paris caddesindeki yerimize git tayfun beye sor niye yazılmamış diye dedi kavaklıdereye vardım paris caddesinde tayfun beyin kata çıktım tayfun bey otur şuraya pan dedi seni göndermedim pasaportunun gününün bitmesine 15 gün kalmıştı dedi - ben orda uzatırsınız diye düşünmüştüm dedim - yaa inan orda uzatması çok problem uzatmadan oturum alana kadar süre dolacak sen şimdi pasaportunu al uzat kimseye verme doğru bana getir ben seni 2 hafta sonra gönderecem dedi gittim emniyet sarayı pasaporta işlemleri yapıp bozdurduğum dolarınan parayı yatırıp üçgün kimlik yerine geçecek kaatparçasını aldım üç gün soona geldim herkese pasaport dağıtılıyo bana yok kaağdımı uzattım oraya buraya yolladılar en son yolladıkları senin takıntın var git kazaana düzeltdir ordan da bize kağıt getir dediler pasaportunu alıp alamayacağını bilahere değerlendirecez dediler vardım bizim gızılcahamama adliyede hakim bayan 56. maddeden( pasaport kanununa muhalefet) uzunköprü adliyesinin kanun gereği edirne teme sevki dosyasına ekli tem' in terorist faaliyetde bulunmadığı anlaşılmıştır evrakına atfen ve cumuk uyarınca serbestisine mahkeme masrafı 350 gaymanın sanıkdan tahsiline ..cart curt.. okudu malmüdürlüğüne parayı yatırdım karar kopyayı aldım ertesi gün pasaport şubeye verdim kopyayı okuyan komser eyi bi süzdü beni tepeden tırnağa zarfın içinden pasaportumu çıkardı yüzüme sert sert baka baka mühürü sayfaya bastı şırrak diye masanın üstüne koydu .. uçarak paris caddesine varıp tayfun beyin odaya süzülerek indim - tamam pan sen şimdi benden haber bekle bir aksilik olmazsa seni 2 hafta sonra şu gün diğer kafileyle gönderecem dedi .. efendiler takdir edin zaağten tıığ teber adamım sağı solu akrabaları çarpıp evrak düzdüm 100 dolarım vardı yolda yerim diye diş tırnaktan yemeyip içmeyip köşeye koyduğum onuda pasaport uzat mahkeme şeysi yatır yol parası vere yetmedi gine tığ teberim ertesi gün işçi durağında işe gidemedim bekliyorum kalabalık azalınca birini gördüm bu benim 1buçuk senedir aradığım adamdı ...ordulu mehmet saygut..
bu beni bir işe götürmüştü 4 gün çalıştık sincanda enson gün kamyona yükledik iskeleyi dmaperle müteahitin evin öne dökülecek geç saat kış günü mütaahitsaygut şantiyenin galfa otudula şoförün mahale bana yer kalmadı mütaahit dedi al şu yol parasını yenimahalleye büroya gel hesabını orda görüyüm üstümde fazla para yok dedi bu saygut denen atıldı yaahu oraya gitmesine gerek yok ben senden alır sabah buna veririm kaçmadık ya dedi ertesi gün durakta bunu bekledim iş çıktı gitmedim para alacam diye ha geldi ha gelecek ararım bu yok ertesi ondan ertesi yok yenimahalleye büroya gittim mütaahit yemin billah etti parayı sayguta verdi hatta 400ü azımsadı dedi ertesi gün bir yüz daha verdim 500 gayma verdim dedi ( o zaman işçi yevmiyesi 100 bin liraydı 4 gün lüğüm 400 lira saygut geç saatlere 7ye 8e kadar çalıştık bir yevmiye daha verecek diyor diye güya ben öyle söylemişim gibi bir yevmiye daha alıyor) telefonunuda verdi saygutun gittim telefon açtım bir bayan çıktı ben onun komşusuyum ne vardı dedi kendisini veremezmisiniz dedim şimdi yok o köyde dedi birkaç gün sonra aradım ne vardı söyle ben söylerim o şimdi burda yok dedi daha sonraki aramalarımda burayı arama ben iyilik yaptım ona bi acil ararlarsa diye telefonumu verdim diye sana niye telimi veriyo - gı abıla bi adresini ver bu adamın başka şey istemiyom senide aramam diyom adresi vermiyo... 1 ay neyi geçti saygutu gördüm sabah durakta paramı istedim - ben kendi paramı alamadımki senin paranı alıyım dedi benim paramıda vermedi dedi - ey o zaman kalk gidelim dayı senin parayıda alak benimkinide dedim - o şimdi burda değil sakaryadaymış akşam telefon ettimde şu gün geleceğmiş gider beraber alırız dedi ... o gün şeytan dürttü gittim yenimahalledeki büroya baktım mütaahit içerde yaa aga senin saygutu gördüm bugün de kendi paramı alamadımki seninkini alıyım diyo dedim bu hemen büronun kapıyı kitledi yürü dedi arabasını açtı atla dedi bunlan atladık arabaya ulusa geldik ....ulusta hükümet caddesinde doğunun kürtleri çorumlular yozgatlılar bölüm bölüm alacalılar iskilipliler sungurlular kısım kısım ayrılır geçi davarıyla goyunun birbirine karışmadıkları bir arada otlamadıkları gibi bunlarda birbirine karışmaz bu orduluların durduğu maaliyenin binanın oraya vardık ordulular orda hepsi tanıyo bu mütaahiti el sıkışıp hatır sormalar hayırdır dediler köylüleri beni göstererek - yaa çocuğun parasını vermemiş saygut denen ganubozuk ona geldimidi dedi -vallaa sabah burdaydı dediler - söyledi çocukta sabah burdaymış gidip kendine vermedim de bendede var kabahat o şerefsize verdim şimdi paranın üstüne yatıp bide para mara vermedi mütaahit diyormuş ordulular bana döndü - arkadaş bu adamda para kalmaz da o saygut deneeen ... başladılar bunu çamaşırları dökmeye bi adamın karısıyla dost hayatı yaşıyomuş şimdi orayı burayı çarpıyomuş şuraya şunu takmış burda bunu yapmış ...mütaahit - yaa sizde bir yardımcı olun buna bana döndü - onu gördüğün yerde bana haber ver eğer ben onun burnundan fitil fitil almazsam o parayı cebimden bir daha verecem sana dedi yeni mahalledeki büronun telefonu verdi gitti ordulular- ali ağa mert adamdır da ah o saygut yokmuuuu... dediler .... o günden sonra ben değişik nedenler iş güc nedeni ulusta fazla kalamamış sonrada bunu görememiştim ama bu gün işte karşımdaydı inşaat işlerini bırakmış nerden edindiyse bir testere bileme tezgahı makinesi edinmiş üstünede şöyle yazmıştı özen iş bileyicisi ordulu mehmet usta her tür bıçak testere bilenir başkaları gibi üstünkörü değil garantili itina ile bilenir .. diye yazmıştı vardım yanına - dayı dedim şu benim dört yevmiyeyi ver dedim kaşını gözünü oynattı sen kimsin ne istiyon gibi ne yevmiyesi dedi hani şurda çalıştıydık senle ..dedim - bir buçuk sene geçmiş yevmiye de yevmiye .. git kime çalıştınsan ona var dedi -dayı dedim bunun bir buçuğu 15 senesi olmaz hak haktır ölüm var kalım var sen şerefli insan olmak zorundasın dedim - hadi get ordan zır zır zır senimi dinleyecez işim var gücüm var hadee. dedi ses etmedim pekağla unutma bunu dedim
eve vardım volkmeni çıkardım ... o gün sabah mütaahite bir telefon edecek bürosuna gidecek param yok canım müthiş sigara içme istiyo tanıdıkların çoğu dağıldı tanımadıklar bir yana her tanıdıktanda sigara isteyemem ben .... volkmeni itfaiyede 60 kaağda okuttum ulusa vardım saygut orda bir ara bu kalktı karşıda hacıbayrama çıkan yolun alt duvarına utanmasızca hayasızca su döktü .. efe efe döndü tezgahının başına geçti çakı bıçağını çıkardı onu bileyledi ..
güvercin sokağa girdim orda yıkıntı evler arasında işime yarayacak materyal aramaya giriştim yıkıntı arasında dirseğini gördüm bir su borusu çekmeye çalıştım ııh .. etrafının kerpiç tuğla taş toprağını temizledim tekrar asıldım L biçiminde çıktı geldi toprak altından yatay çıkan bölümün uzunluğu uygundu bu dirsekli tarafdan bükerek orayı çıkardım pas çamuru temizledim bir eski gaste bulup gasteyi uzunlamasına açıp boruyu yatırıp rulo şeklinde sardım hükümet caddesine çıktım telefon kulübesinin ordan çaktırmadan saygutu dikizliyom bir ara bunun yanına biri geldi bu buna çay söyledi oturmuş arkası dönük koyu hararetli bir sohbete girdiler bunlar saygutun arka dönük ağır ağır yaklaştım arkama baktım bir yüksek topuklu ayakkabı giymiş bayan tık tık ardımda .. onun bu dehşet sahneini görmesine gönlüm razı olmadı yüreğim elvermedi iyice hız kestim bu dengimden geçti bu arada 2-3 metre kaldım sayguta gazete kağıdının hacminin hız üzerinde olumsuz kelle üzerinde yumuşatıcı etkisini hesap ederek rulo gazeteyi sol elimle tutarken boruyu sağ elimle kılıcı kınından çıkarır gibi zarif bir hamle ile çekip çıkardım ardıma son kez bir kolaçan tenha uygun... saygutun tam bir metre arkasında beyzbol sopasını düşünün ... boruyu önce alabildiğince sağa boşluğa salıp onun kafa tepe ile ense bitim noktası arasında büyük beyincik ile küçük beyincik loplarının kesiştiği alana nişan alıp gözümü kapatıp bi gondik çektim.. gözümü açtığımda fotoğraf karesi gibi o an kaldı hafızamda boru uc kısım az bir sağa eğilmiş bunun kafa maliye binanın duvara doğru bükülmüş çay bardağı yerde şıngırdamakta muhatabının donuk bakışı benim üzerimde yakındaki ayakkabı boyacısı şaşkın bunun sol el yerde dayalı yıkılmamak gayretiyle sağ bardağı düşürmüş eli vurulan nogtaya götürmeye çalışıyo o kare kaldı hafızamda... sonra vınlayıp sola sapıp hükümet konağının bahçeye boruyu fırlatıp ismetpaşa girişte hükümet konağı bekleyen polis kulubesinin orda az bi hız kesip selvi taksinin orda öndeki taksiye boşmusun diye bile sormadan dışkapı ssk dememle şoför bastı gaza iyiniyetiyle hasta yakını filan sanıp kapı önüne kadar bıraktığı bir oldu ordan gölbaşı dolmuşuna etbalığın orda inip batıkente teyzeme kapağı attım .. saygutun mucize eseri sağ kalsa bile tam teşebbüsten dünya başımın ağrıması bana tuzluya patlardı.. ertesi gün dışkapı işçi meydanından işe gitmeye çaba sarfeddim bi volkmenin paraynan olmaz az para biriktirmeli yol için .. akşama kadar her geçen polis arabasından ürktüm akşam hava kararınca eve gizliden giriyom kahveye dışarı çıkamıyom 2 hafta böyle geçti artık çatlıycam o gün bi kahveye çıkıyım az bi acans dinleyim soona da postaneye gidip bi yengeme tel açıyım dedim akşam hava kararmasına yakın karakolun karşısında otel villanın orda bi kahve va kahvenin önündede açık alan .. bi gaç masa sandalye atmışla içerden kaaveden servis yapıyorla bi çay söyledim ön masaya oturdum acas izliyom yan masaya oturan bişrini gördüm o sıra bende gömlek cebimden caara çıkardım yakıcamda çakmaağ bakıyom gömlek cebimde yok acaballaam pantul cebimdemi karıştırıyom cebleri ııh galiba evde unuttum bu yeni gelenin yüzüne baktıım yokta elinde yarıya gada içilmiş cuvarasının dumanına odaklanmış gözlerim galktım ayağa abey bi ataş bi ataş dedim yürüdüm yanına daha yüzüne baktığım yok gine sigaraya bakıyom uzandım ateşe hareket yok bakışlarımı yukarı yüzüne kaldırdımonunda bana baktığı duyduğu yok televizyonda haber acansını izliyo başına dikilmem bunun başını çevirmesiyle gözgöze geldik saygutla .. bu sigarayı uzattı ben yakarken kafamın içinden ışık hızıyla düşünceler geçti bunun kafaya boruyu vurduğumda arkası dönüktü bakalım ben olup olmadığımı biliyomuydu? sigarayı iade ederken işi iyice pişkinliğe vurup büyük soğukkanlılıkla - dayı sağol ateş için inşallah bi gün benim dört yevmiyeyide verin dedim bu - sen sen burda bekle seni garagola gidip polise yakalatmayanın ta .. .. dedi anafartalar karakoluna doğru baş aşşaa inerken ben hemen vınladım büyük postaneden tarafa bu gün haalaa merak ederim saygut benim vurduğumu biliyormuydu ? sigaranın ateşi gayrı ihtiyaarimi vermişti? yoksa bilmiyorduda ( ki bir iki sene sonra duraktaki işçilerle aile hayatından aile hayatındaki ufak tefek kaçamaklardan bahsediyoruz konuşmacılardan biri lafı testereciye getirip testerecide adamın yuvayı yıkmış adamın hanımıynan dost hayatı yaşarken adam geliyo bunun arkadan boruyu bunun gafaya geçiriveriyo diyince .... ben hiç bozuntuya vermeden - vay namussuz ahlaksız testereci vay nası yıkmış adamın yuvayı haketmiş ama deyince efsaneyi bide onların ağzından farklı versiyonda dinlemiştim) bana gözdağı verip ( ki 4 günlük çalışmamız boyunca karakolda tanıdığı polisler olduğunu komser akrabası olduğunu bir şahsın onu bir süredir tehdit ettiğini tanıdığı polislere onu yakalatıp akraba komsere havale edeceğini filan anlatırdı bu) dört yevmiyemin üstünemi yatmak ve o an için benim onu cezalandırdığımdan habersiz o an için elimden kurtulma maksatlımı karakola doğru inmişti içeri girmişmi girmemişmiydi bilemiyorum ... amaaan 15 sene zaman geçmiş ne olduysa o olmuştur işte ... postaneye varınca kart alıp tel açtım gul bunalmayıncası hızır yetişmezmiş bahar yengem çıktı - böön aradulaa zabah irden öveclermi ihi nireyse oraya gelsin didile böön gelde bizde yata ga bi taa nerde görem dedi taam geliyom dedim iki dakkada varacağım eve son gün gaza belaa olmasın diye denizciler bedderesi neyi dolanarak gizli saklı girdim valizim zaten derli toplu hazırdı pikniktüpümü çay şeker bi bekar evinde noolu biki ıvır zıvırı doldudum asma kiliti de aldım ev sahibi boşaltığımı anlasın diye ardına kadar kapıyı açtım .. yazık kirayıda peşin iki gün önce vermiştim .. yıbanın ordan sanayiye daldım şentepe dolmuşu biladerin eve attım gööğdeyi yenge sofra kurdu çay may faslı - amaaan pan ebe itmüşleyün çarçaputadamı para vürem gaylı yaryamar güyerüz dedi ( amaaan babaannemizin söylediği gibi üstümüze yeni elbise almak yerine eski elbiselerimiz üzerinde biraz değişiklik yapar yeni hale getiririz demek istiyo çamlıdere ağzıyla okul yüzü hayatta görmemiş cahil yengem) biladerden artan sürten fanilaydı kışlık dondu bacaama buldu buluştudu valıze tıktık .. - zabah gaçıp neyü gidme gayfelti idekde öyle giden dedi yerimi açıverdi - hadi allah irahadlug visün gardaş yat uyu gündoğmadan ne doğar dedi çıktı .. sabah kahvaltı yaptık biladerlen vedalaştık yengem sokağa gada uğurladı - Allah yolunu açıg edsin gardaş mevlam iyilerlen garşulaşdusun kimsemiz yog allahdan gayrı naapam dedi sağluunan get sağluunan gel allah işünü gücünü rasgetüsün dedi .. öveçlerde tayfun bey bizi aldı içerde sözleşme neyi imzaladık saat bir gibi iş bulmada buluşak arkadaşlar dedi iş bulmada işleri hallettik akşam altı gibi öveçlere döndük otopos geldi midyat koç diye bi döküntü otopos tayfun bey yükleyin valizleri arkadaşlar dedi ben attım valizi 28 tane antepli fayanscı 9 kütahyalı düz işçi 1 kayserili düz işçi 2 aksaraylı tesisatcı bir ankaralı elektirikci var valizi attıkdan sonra binmek için kapıya yanaştım anteplinin biri naapıyon dedi naapacağa varmı otoposa biniyom dedim - moskovaya kadar bu otobüslemi gidecen dedi ya neynen gidecez yürüyerek gidecek hağlım yok dedim - iyozaman sana iyi gitmeler dedi bu baktım bunlarda hiç hareket kıpırtı yok tayfun bey tekrar söyledi - haydi arkadaşlar ne bekliyorsunuz binsenize. diye bunlar - şefim bu otobüs eski döküntü buna binilirmi biz bu arabaya binmeyiz dediler tayfun bey - döküntü olurmu yahu biz her zaman bu arabayla götürüp getiriyoruz bundan başka arabamız yok ki - iyozaman bizde binmeyiz de gitmeyizde tayfun bey etmen gitmen dediysede bunlar nuh diyo nuhun angara makarnası demiyo en sonunda tayfun bey - bakın arkadaşlar o kadar masraf yaptık vize aldık - şefim bi tek senmi mesaarif ettin bi antepden şuraya biz gaç gün - ey o zaman bin gidin arkadşım - yok ölallah gitmeyiz - arkadaşlar bu araba bir kişiyle de olsa gidecek binen binsin binmeyenden vize masraflarını keserim dedi bana dönüp atla pan dedi ( daha o ana kadar içeri girmemiş kapı önünde bekliyom bunları izliyom) içeri ön tarafa bi yere kuruldum bu antepliler öveçler aşşaa ellerinde valizleri inmeye başladılar kütahyalılar ikiye ayrılmıştı bi bölümü gidelim bi bölümü gitmeyelim gidelim diyenler gitmeyelim diyenleri ikna edip çevirdi bu anteplilerden biri arkadaşlar etmen gitmen deyince yaa sen gitme istiyorsan git seni çeviren mi var biz gitmiyoz dediler 28 antepliden tek o döndü ötekiler gitti aksaraylılar zaten gitme yönünde bir eylem yapmamış seyirci kalmıştı onlarda bindiler angaralı elektirikcide bu zaten ordaymıştı ismi aydın izin istemiş bu gittiğinin 2. ayı 2 ayda izinmi olu demişler buna bu işim var diye diretmiş izin alamayıncada çıkış vermiş bunla birlikte çıkış verenlerden biri arenaya firmayı şikaat ediyo şöyle kötü böyle pis firma para vermiyo da felan diye bu elekdirigçi aydınında adresesini veriyo gidin ona da sorun diye arena ekibi geliyo kamera mümera diyorlar firma için şöööle bööle diyorlar doğrumu diye bu- yoo diyo gayet iyi firmaydı benim işim vardı gelmek zorunda kaldım paramı kuruşu kuruşuna yatırdılar diyo ekip gidiyo bu tel açıyo firmaya böyle böyle dediler diyo - peki sen ne dedin aydın onlara diyor firmadakiler ben sizin iyiolduğunuzu kötülüğünüzü görmediğimi söyledim işim vardı çıktım işlerimi halllettim dedim sağol aydın diyorlar işlerin hallolduysa çalışırmısın gene bizle diyorlar ne demek efendim diyo bu şimdi gine bizle gidiyo mosgovaya... tayfun bey yolda yiyecek içecek almamız için aydına biraz para verdi pan bir yardımcı oluver aydın ağbiye alışverişte diye bana tembihledi hepimizle el sıkışıp hayırlı yolculuk diledi kapı kapandı ... sabah isdambola vardık ardından edirneye yakın araba bozuldu bi tamirciye gidene gadar gıdım gıdım kah iterek kah çalışıp az yokuşta vites boşta güç bela tamirciye götürdük muavin fazla dağılmayalım arkadaşlar diyo .. orda tamir hane önünde bekliye bekliye ağaç oldum bi ara iki sevgili gelip gövdeme isimlerini yazdı bi it geldi bacanı kaldırp paçama işedi bi inek uzun süre beni koklayıp gölgemde yayılmıya başladı millet uyanık kahveye neyi gidiyo çay içiyo geziyo tozuyo ben ya şimdi giderim araba yapılırda burda galıverirsem telaşı bekliyom tam beş saatte tamir edilip gidenlerin kimi yok onları bekle yaa nerdesiniz bilaağder hadin ... enson kapı kuleye vardık valiz pasaport kontrolden önce aydınla alışverişimizi yaptık aga deim bi beş- altı dene kızarmuş tavuk alalım yolda hep patlıcan konserveyle olmaz dedim bozulmazmı dedi bozulana kadar yeriz dedim o 60 tane demişti 30 indirtip konserve patlıcanı kalabalığız 10 tane alalım dedim peynir zeytin helva ıvır zıvır artana kola şaşal su fantalar aldık kumanya tamam polisler bizim valizleri aramadılar yalnız pasaport kontrolünde en çok benim pasaportta takıldılar bunun böyle olacağını bildiğimden en sona kalmış korka korka en masum yüz ifademi takınmıştım memur amirini çağırıyo kimliğime ayrı bakıyo pasaporta suratıma bi ara öyle konuma geldimki la mosgovasının neyi isdemiyom pasaportumda sizin olsun yeterki beni bi bırakın koyverin gidiyim raddesine geldim artık pasaportun ilk vize sayfasında alaman gavurunun kırmızı işlem mührü vardı .. ona gafayı daktılar birde 56.nın sabıka olarak işlenip bilgisayarda gözükmesi geçmişteki dalgalar felan en son bunlardan ben hepsinden yırttım dedim iyi tamamda dediler acaba pasaport temditi sahtemi değilmi bakmıyalım mı dediler estaağfurullah dedim ne haddime en son verdiler pasaportu mühürleyip öteki arkadaşlarda sordu ammada beklettiler seni dediler problemmi var dediler - yok bişii dedim kurulduk otoposa polisler 30 -40 kadar romen rus hayat kadınını bizim otobüsün yanına getirdiler şoföre 40 kilometre ötede bir yerde bulgar makamları sizden alacaklar bir restoran var orda bırakın onlar sizi karşılayacak şu çuvalıda onlara verin onlar sizin plakayı otobüs adını biliyor biz bildirdik dediler .. daha kadınlar aşşağıdayken bizim otopostakiler her biri ikişer oturmaktan çekilip her biri bir koltuk paylaşacak şekilde dağıldılar koridor tarafına oturuyorlaa bayanlar güya yanlarına pencere tarafına oturacak .. aşşağıdaki kadınların bazısı bi iki itiraz neyi edecek oldular bizim polisler bunlara çat pat iki vurup saçından tutup zorunan neyi bindirdiler muavinin oturun demesini saymadılar bizimkilerin yer teklifini reddeddiler ben bile tüm içtenliğimle sit davun piliiz neyi didim ııh burun kıvırdılar tekrar yerime geçtim baktım otumuyorlar... kapı kapandı demir engel direk kalktı iki bulgar görevli girdi muavin arkadaşlar pasaportdaki transit bulgar vizesini .. bulgar görevli sözünü kesti yooo yoo gereg yook soföre döndü - komşii bu karileer restoran var kirk kilometir orda birak temaam?? anleştik? dedi şoför tamam söylediler biliyorum deyince - biliyorsun? tamem anleştik gule gule heyirli yoldjulukler dedi yol almaya başladık cümbüş şamata tantana gidiyoz bi yarım saat sonra denilen restoranın orda bulgar askerler otobüsü durdurdu kadınları indirdiler o ana kadar gayet kibar türk halkı iniş esnasında biraz sululaştı taciz edenler el atanlar.. askerler bizim polislerin mühürlü çuval içinde şoföre verdikleri kadınların pasaportsada evraksada teslim edip yola devam bulgarya güzel melmeket her yan yeşil orman çam ağacı gün battı herkes dün geceden uykusuz ama bugün yattığımız yeri beğendik koltukta mayaşıp zıbardık sabah muavin uyandırdığında otopos bulgarya çıkışına yakın orhanın yeri diye bir türk lokantasında durmuştu indik çay tost poğça neyi yidik içtik gine otoposa doluştuk giriştede yaşildi çıkışa vardık gine yeşil orman dağ taş çam tevekkelli değil naim mutlu neyi burdan çıkıyo derken tuna göründü hani nağzımın bi şiirinde - varnadan çıktım yola hava yaağmurlu tunaya rasladım çamurlu çamurlu hey mehmedin oğlu mehmedin oğlu sende tuna olaydın karaormanlardan geleydin başında ak köpükler mavileşeydin mavileşeydin dediği tuna .. işte öyle çamurlu çamurlu akıyodu üstünde gemiler ordan oraya yük taşıyor buna nehir demişlerde derya deniz deseler daha doğru olur . üstünden geçtiğimiz köprünün bitiminde romanya sınırı gümrük kapısı var tam yarım saatte geçebildik tamam gümrük olması nedeniyle trafikde sıkışık gıdım gıdım gidiyozda ginede köprüde çok uzun canııım.. aha paltacı mehmet prut harbinde deli petronun orduyu burda kıstırmış paltacı mehmetin - aha bu beygir yiyenleremi güvenipde geldik gönderecekleri yardım da onların olsun dediğine kırım giray han'ın çok içerlediğinden habersiz çarın ordu önlerinde tuna bataklıkları sağ cenah ve arkalarında osmanlı sol yanlarında kırım tatarları kuşatma altında kırılıp gidecekleri endişesiyle yiyecek stoklarıda bitmişken askerin büyük bölümü osmanlı topçu birliğince kırılırken katerina yengemiz yanına osmanlıca bilen bir nefer ve beyaz bayrağı taşımaya bir nefer daha alıyo ( dikkat edin elçi felan göndermiyo yada bir rütbeli paşasını generalini değil ) .. bizim paltacı mehmet paşanın çadıra gidiyo kocası petronun gerisin geri birliğiyle dönebilmesi için mahiyetlerindeki kaç sandık mücevherattan başka ağır silahlarınında büyük bölümünü bırakacaklarını söylüyo ve o gece sabaha kadar çadırda hih hih hiiiy paltacı mehmet paşayla hah hah haaay büyük kaynarcamı küçük kaynarcamı hep bir birine karıştırırım sabaha kadar barış anlaşmasını imzalıyorlar mehmet paşa yol veriyo katerina delipetro ve ordusu moskovaya geri dönüyo ağır askeri kayıp ve yenilginin ezikliğiyle ..... köprüyü geçip transit vizelerimizi rumenlere gösterip romanya boyunca yol aldık burada güzel yer burada dağ bayır yeşil çayır çimen ağaç yanlız halkı çok pis mecazi anlamda söylemiyorum kir pasak bağlamında yolda bir iki yerde konakladık leş gibi her yer tuvaletleri neyi iğrenç la allahın suyu yokmu dağ bayır su, ama su kullanma alışkanlıkları yok lokantasında sinekler havada uçuşuyo masalar pis bardak tabak pis evlerine bakıyom bizim kasımpaşa ismetpaşa kuruçeşme evleri gibi barakalar hacıhüsrev sitilinde viraneler ne zaman ukraynaya girdik düz ovayla karşılaştık kominizmden yeni çıkmış dağılmış devlet bozuntusuydu buralar ikide bir yolu bir askermi soytarımı belirsiz biri kesiyo şoför alışkın buna önce bi paket malboro atıyo gabul etmezse bi taa bu yoldan çekiliyo biz devam ediyoduk geçti ukraynadan geçtik çernobilin yanlarından geçtik aman allahım her biri dağ büyüklüğünde beton kaplı parçalanma odaları reaksiyon bölümleri krater büyüklüğünde dev bacalar dev tesis git git bitmiyo beyaz rusyaya girdik minsk yanından geçtik 4 gün dört gece... akşam altı gibi çıktık bi ağustos ortası akşam altı gibi vardık moskovaya 4 gün dört gece otur allah otur oturduğun yerde yat uyu koltuk üstünde havasız kokmuş şişmiş ayaklarımız patlıcan konservesi kokuşmuş bıçağı daldırdığınla içinden kabarcık çıkıyo tavuğu aldırdığıma çok sevindilerdi keşke hep tavuk alaymışınız dedilerdi sindirim sistemi bozulmuş beyaz rusya bozkırlarında şoföre hele gardaş bi dur deyip araziye ak pak donlarımızı çıkarıp çömüp yayıldığımız bir oluyodu gelen geçen arabalar bize baka baka allahdan moskovaya yakın kayın ormanları biryoza ağaçları vardı bu yolardan öyle geçtik sonra uçak neyi ucuzladı karayoluyla adam götürme işi kalktıda millet kurtuldu onca sıkıntıya rağmen ginede özlüyorum oraları .. o yollları diyom deveylen deve sırtında üç ayda alabilirmiyimki bilmooorum bilemooorum saygıyla ey halkım gafanızı ağrıttım belki az buçuk tarih neyi anlatırda mektepde neyi faydası olur iyi not alırız diye girdiydiniz bir umutla sizide hayal kırıklığına uğrattım ... kelin merhemi olsa başına sürer tarih dersinde yediğim dayaklarıda bilaahere anlatırım galın saağlıcakla imzaa fakir .. Rolling Eyes

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !